Danışacak Kimse Yokken Tek Başına Karar Vermek
Yalnız karar verirken zihin, normalde konuşarak yaptığı işi kendi içinde yapar. Yazıya dökmek, kendi tercihine karşı görüş üretmek ve kararın geri dönülebilirliğini ölçmek süreci kolaylaştırır.
Bazı kararlar başkalarına danışılarak verilir, bazıları ise tek başına. İkincisi genellikle daha ağır hissettirir. Nedeni kararın büyüklüğü değil, sorumluluğun tamamının tek kişide kalmasıdır. Danışılacak kimse yokken zihin, normalde başkasıyla konuşarak yaptığı işi kendi içinde yapmak zorunda kalır ve bu iş çoğu zaman daha uzun sürer. Tek başına karar vermenin nasıl işlediğini anlamak, bu süreci hem daha hızlı hem de daha az yıpratıcı hâle getirir.
Başkasına anlatmak neden karar verdirir
Bir seçeneği birine anlatırken cümleleri kurmak zorunda kalırsınız. Bu zorunluluk, kafada dağınık duran düşünceleri sıraya sokar ve çoğu zaman anlatmanın ortasında hangi seçeneğe yakın olduğunuz kendiliğinden belli olur. Karşınızdaki kişi hiçbir öneride bulunmasa bile bu etki ortaya çıkar. Yani danışmanın faydasının önemli bir kısmı alınan tavsiyeden değil, düşünceyi düzenlemek zorunda kalmaktan gelir.
Tek başına karar verirken bu düzenleme adımı atlanır ve seçenekler kafada dönüp durur. Bu yüzden yalnız karar verenler için en işe yarayan yöntem, kararı yazıya dökmektir. Seçenekleri, her birinin sonuçlarını ve neyi bilmediğinizi kâğıda yazmak, konuşmanın yerini büyük ölçüde tutar. Yazılan bir cümle, düşünülen cümleden çok daha net biçimde eleştirilebilir.
Tek başına karar verirken zihnin eğilimleri
Yalnız düşünürken en sık karşılaşılan durum, aynı düşüncenin tekrar tekrar başa dönmesidir. Zihin yeni bilgi eklemeden aynı çemberde dolaşır ve bu dolaşma çalışmak gibi hissettirdiği için karar verilmiş sayılmaz. Bir başka eğilim, ilk akla gelen seçeneğe ağırlık vermek ve diğerlerini onun aleyhine değerlendirmektir. Karşı görüş sunacak biri olmadığında bu eğilim fark edilmeden güçlenir.
Üçüncü bir eğilim de ertelemektir. Sorumluluğu paylaşacak kimse yokken karar vermek riskli hissettirir ve karar almamak geçici olarak güvenli görünür. Oysa karar almamak da bir karardır ve çoğu durumda seçenekleri zamanla daraltır. Ertelemenin maliyetini de hesaba katmak, tek başına karar vermenin gözden kaçan bir parçasıdır.
Kendi kendine karşı görüş üretmek
Danışacak kimse yokken yapılabilecek en yararlı şey, tercih ettiğiniz seçeneğin aleyhine gerçekten çalışmaktır. Bu, seçeneği kötülemek değil, o seçenek yanlış çıksaydı bunun nedeninin ne olacağını yazmaktır. Bu soruya verilen cevaplar genellikle daha önce fark edilmemiş bir riski ortaya çıkarır. Aynı biçimde, elediğiniz seçenek için de "bu doğru seçenek olsaydı hangi şart geçerli olurdu" sorusunu sormak dengeyi kurar.
Bir başka pratik yöntem, kararı başka birinin durumu gibi düşünmektir. Aynı durumda olan bir tanıdığınıza ne önerirdiniz sorusu, kendi durumunuza bakarken devreye giren kaygıyı bir miktar azaltır. İnsanlar başkalarının kararlarını genellikle daha net ve daha az korkuyla değerlendirir.
Kararın büyüklüğünü doğru ölçmek
Tek başına karar verenlerin sık düştüğü tuzaklardan biri, geri dönülebilir kararlara geri dönülemezmiş gibi zaman harcamaktır. Bir kararın maliyeti, yanlış çıktığında düzeltmenin ne kadar zor olduğuyla ölçülür. Kolayca değiştirilebilecek bir seçim için haftalarca düşünmek, hem zaman kaybıdır hem de asıl önemli kararlara ayrılacak dikkati tüketir. Buna karşılık geri dönüşü zor kararlarda daha fazla bilgi toplamak ve süreyi uzatmak makuldür.
Bu ayrımı yapmak için basit bir soru yeterlidir: bu karar altı ay sonra yanlış çıkarsa ne yaparım. Cevabı "değiştiririm" olan kararlar hızlı verilmelidir. Cevabı belirsiz ya da maliyetliyse karar başka bir kategoriye girer ve hak ettiği zamanı almalıdır.
Belirsizliği kabul etmek
Yalnız karar verirken en çok zorlayan şey, kesin bilgiye ulaşamamaktır. Hiçbir karar tam bilgiyle verilmez; başkalarına danışmak da bu belirsizliği ortadan kaldırmaz, yalnızca paylaşılmış hissettirir. Tek başına karar verirken belirsizliğin bir eksiklik değil, sürecin doğal parçası olduğunu kabul etmek gerekir. Yeterince bilgi topladıktan sonra kalan boşluk, daha fazla düşünerek değil ancak karar verilerek kapanır.
Karardan sonra ne yapmalı
Tek başına verilen kararların ardından gelen en yaygın duygu, doğru olup olmadığını tartma isteğidir. Bu tartma bir noktadan sonra fayda üretmeyi bırakır. Kararı verdikten sonra dikkat, seçilen yolun iyi yürütülmesine kaydırılmalıdır; çünkü çoğu durumda sonucu belirleyen şey seçilen seçenekten çok onun nasıl uygulandığıdır.
Bununla birlikte kararı kaydetmek işe yarar. Neyi, hangi bilgiyle ve hangi gerekçeyle seçtiğinizi kısaca yazmak, aylar sonra geriye baktığınızda kendinizi haksız yere yargılamanızı engeller. O anda elinizde olmayan bilgiyi bugün biliyor olmanız, o kararı kötü karar yapmaz.
Sonuç olarak tek başına karar vermek, yardımdan yoksun kalmak değil, düşünme işini kendi içinde düzenlemektir. Yazıya dökmek, kendi tercihine karşı görüş üretmek, kararın geri dönülebilir olup olmadığını ayırt etmek ve belirsizliği kabul etmek bir araya geldiğinde, danışacak kimsenin olmaması karar kalitesini düşürmez. Aksine, kararın tamamen size ait olması onu daha kararlı biçimde uygulamanızı sağlar.